ANADOLU SEN GENEL BAŞKANI MUSTAFA GÜÇLÜ: “MEMUR DEVLETİN ASLİ UNSURUDUR”

ANADOLU SEN GENEL BAŞKANI MUSTAFA GÜÇLÜ: “MEMUR DEVLETİN ASLİ UNSURUDUR”
06.04.2026

ANADOLU SEN GENEL BAŞKANI MUSTAFA GÜÇLÜ: “MEMUR DEVLETİN ASLİ UNSURUDUR”


Türkiye’de liberal değerlerin ekonomik işleyişe hâkim olduktan sonra konum ve saygınlık bakımından en fazla yıpranan kesim memurlar olmuştur. Özelikle toplum nazarında manevi itibarı her geçen gün aşındırılan ve gün geçtikçe maddi açıdan da geriye doğru itilen memurların durumunun iyileştirilmesi gerekirken, tam aksine iş garantileri de dahil olmak üzere birçok kazanımlarının tartışmaya açılarak ellerinden alınmaya çalışması çok manidar bir durum arz etmektedir. 

Türk tarihi bir bütünlük içinde incelendiğinde, devlet ile millet arasında köprü konumunda olan tabakanın bugünün tabiriyle memurlardan oluştuğu, huzur ve güven içinde çalıştırıldığında devletin işleyişinin sıhhatle yürüdüğü bir hakikat olarak tespit edilecektir. 

Memurun huzur ve güven içinde hizmet üreteceği zemini oluşturmaktan birinci derecede sorumlu kurum devleti idare eden hükümettir. Bu kapsamda hükümetler, tarihten günümüze uzanan yönetim iradesinin gelişimini temin ederek, devletin vatandaşla muhatap olan görünen yüzü memurların, maddi ve manevi haklarının korunması ve genişletilmesinin millet namına atılması gereken bir adım olduğunu görmelidir.

Osmanlı’da devletin örgütlenmesi ve işleyişi güçlü bir bürokratik yapı tarafından sağlanıyordu. Toplumsal tabakalarla şekillenen sosyal yapıda, ulema ve ümeradan oluşan askeri kısım ve halktan oluşan reaya vardı. Osmanlı toplum yapısında ümeranın yerine getirdiği işlevi üstlenebilecek alternatif bir yapılanmanın varlığından söz etmek mümkün değildi. Adalet sisteminin işleyişinden, maliyenin en önemli görevi olan verginin kayıt altına alınması, askeri sistemin işleyişinden, devletin ideolojisini üretilmesine kadar tüm işler ve işlemler, bugünün şartlarında memurun konumuna denk gelen ümera tarafından organize edilerek yerine getiriliyordu. Diğer bir ifadeyle Osmanlı Devleti’nde ümera/memur adeta medeniyet tasavvurunun üreticisi, uygulayıcısı ve taşıyıcısı konumunda olan seçkin bir mevkiye sahipti.

Bu konumlanma Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluşunda da aynı şekilde devam etmiştir. Bu çerçeveden bakıldığında Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında birinci meclisteki milletvekili dağılımda devlet görevlilerinin ağırlıkta olması ve en önemli değer taşıyıcısı memur konumunda olan öğretmenlerin yurdun genelinden toplanarak Baş Komutanlık Meydan Muharebesi esnasında, Ankara’da Birinci Milli Eğitim Şurasının niçin yapıldığı daha net anlaşılmaktadır. Yani memur kadrosunda olmanın an önemli birinci şartı liyakat ve ehliyet sahibi olmanın yanında millete ve devlete karşı sadakati önceleyen bir şahsiyete sahip olmaktır. 

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin işleyişinde memurun konumunu olumsuz etkileyen en önemli gelişme, yazının başında ifade ettiğimiz gibi ülkenin 1980 sonrasında liberalleşmesi ve serbest piyasa ekonomisinin sosyal hayattan, kültürel ve ekonomik hayata kadar toplumun tüm alanlarını kuşatmasıdır. Tüm bu gelişmeler hükümetlerde bürokrasiye karşı olumsuz bir algının oluşmasına sebebiyet vermiş, hatta zamanla bu algının etkisiyle toplumda alttan alta memura karşı hasmane bir tutum gelişmeye başlamıştır. 

Bu gelişmeler nihayetinde devletin örgütlenme kültürü etkilenmiş ve devletin soyut yüzünün somut hale gelmiş ifadesi olan memura, maddi ve manevi boyutta saldırılar artmış, memurun toplum nezdindeki itibari zedelenmiş ve devam edegelen süreçle birlikte ekonomik gelir bakımından da memur maaşı her geçen gün erimiştir. Bugün memurların neredeyse tamamına yakını TUİK rakamlarının belirlediği yoksulluk sınırının altında maaş almaya başlamıştır. 

Bin dokuz yüz kırk yedili yıllarda grev hakkı isteyen emek sahiplerine dönemin Çalışma Bakanı Sadi Irmak “Memleketinizde liberal bir rejim takip etseydik, bu rejimin tabii haklarını tanımamız icap ederdi... Fakat biz devletçi bir rejime sahibiz. Devlet burada sınıflar arasında çıkan itilaflar da hakem olmayı kabul etmiş bulunuyor” diyerek alın teri sahiplerine grev hakkı vermeye gerek olmadığını ifade etmiştir. Ancak medeniyet tarihimizde devletin işleyişinin asli unsuru konumunda olan memurlar, liberal politikaların devleti kuşatması neticesinde kendilerini sahipsiz kalmış hissederek hakkını aramak için 1990’ların başlarında sendikalarını kurmaya başlamışlardır. Ancak ne devletin yüzlerce yıllık geleneğinden kopartılarak sıradan bir işletme gibi piyasa değerleri ile organize edilerek yönetilmeye çalışılması, ne de memurun bu süreçte tarihi derinliğinden beslenen işlevinden soyutlanarak bir ayak bağı olarak görülmesi kabul edilebilir bir durum değildir. 

Hükümetlerin ekonomik işleyişine hâkim olan neoliberal politikalar özellikle devletin sosyal politika içerikli sosyal görevlerini değersizleştirilmek istemektedir. Bu kapsamda devletin piyasa şartları dışında ekonomik kaynakları toplama ve dağıtma işini yerine getiren bir organizasyon olduğu gerçeği örtülmek istenmektedir. Emek sahiplerinin aleyhine olan bu gayretlerin içine giren küresel vesayet ağını elinde tutan finansal kapitalist zihniyetin kabullenmek istemediği gerçek şudur: “Devletin yerine getirmesi gereken sosyal görevleri vardır.” Bu görevler toplum kesimleri arasındaki uyum, huzur ve dengeyi kurmak adına yerine getirilmesi elzem olan ahlaki bir sorumluluktur. 

Modern toplumlarda devletin sosyal görevlerini yerine getirmesinde memur kesimini göz ardı etmek, değersizleştirmek ve devletin sırtında yük olarak göstermek doğru değildir. Liberalizm süreciyle oluşturulmaya çalışılan bu negatif algı kabul edilemez bir anlayıştır. 

Netice itibarı ile memurun devletin işleyişindeki hassas rolü ve millet nazarındaki konumunun yapılacak manevi ve maddi düzenlemelerle iyileştirilmesi tarihten gelen medeniyet tasavvurumuzun bir gerekliliğidir. Zira atılması gereken adımları devleti yönetenlerin liberalizmin ilkeleri doğrultusunda ekonomik maliyet olarak görmesi ve dolayısıyla uzak durmasının doğuracağı sosyal maliyetin faturası ağır olacaktır. Bu olumsuzluklarla devletin ve milletin muhatap olmaması adına memurun maddi ve manevi olarak toplumsal konumu noktasında, siyasal ve sivil toplumun tarihi bir derinliği olan bakış açısı ile geleceği kuşatan bir adım atması artık ihmal edilemez bir zorunluluk haline gelmiştir.


Benzer Haberler